DEVLETÇE İŞLETİLECEK MADENLER

DEVLETÇE İŞLETİLECEK MADENLER

03.3.1954 günlü 6309 sayılı Maden Yasası, 11.3.1954 gün 8655 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.  Yasanın genel gerekçesinde; Madenler üzerinde kimseye mülkiyet hakkı tanımamak hususundaki esas muhafaza edilmek şartıyla, diğer memleketlerin kanunları da gözden geçirilerek ve bu güne kadar tatbikatın verdiği tecrübelerden de istifade edilerek bir taraftan madenler üzerinde iktisap edilecek haklara ait muameleler basitleştirilmek ve iktisap edilen haklar daha tesirli bir surette himaye edilmek, diğer taraftan da maden yataklarının tahribini önleyecek hükümler ilave olunmak suretiyle bu tasarı hazırlanmıştır, denilmiştir.  Yasanın 1 ‘inci maddesinde, sayılan maddeler maden sayılmış, 2 ‘nci maddesinde de Yasada sayılmayan maddeler hakkında da Sanayi Bakanlığının (Daha sonra Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı) teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla Maden Yasasına tabi olacakları kural altına alınmıştır. Maden mülkiyeti ile ilgili hüküm ise Yasanın 4 üncü maddesinde, Madenler Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup içinde bulundukları arzı mülkiyetine tabi değildir, şeklinde ifade edilmiştir.

Gerek 1921 gerekse 1924 Anayasalarında madenlerle ilgili hüküm yokken, 1961 Anayasasında madenler 130 uncu maddede yer almıştır. 1982 Anayasasının 168 inci maddesi de 1961 Anayasasının 130 uncu maddesinin teyidinden ibarettir. Madenler, arzdan bir kez alındıktan sonra yerine konulamadıklarından tükenirler bunun içinde madenlere tabii servet demek daha uygun olur. Zira, servet kural olarak tükenir, kaynak ise kural olarak tükenmez. 6309 sayılı Maden Yasasından 7 yıl sonra yürürlüğe giren 1961 Anayasasının 130 uncu maddesinde, Tabii servetler ve kaynakların, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu, bunların aranması ve işletilmesi hakkının Devlete ait bulunduğu, arama ve işletmenin Devletin özel teşebbüsle birleşmesi suretiyle veya doğrudan doğruya özel teşebbüs eliyle yapılmasının, yasanın açık iznine bağlı bulunduğu, denilmiştir.

DEVLETÇE İŞLETİLECEK MADENLER

 

1970’li yıllarda yaşanan enerji krizinin etkisiyle 1978 yılında 2172 sayılı Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Yasa çıkarılmıştır. Anılan Yasanın 1‘nci maddesinde; Belirli bölgelerde belirli cins madenlerin Devletçe aranmasına ve işletilmesine, bu madenlerle ilgili olarak daha önce gerçek kişilerle özel hukuk tüzel kişilerine verilmiş arama ruhsatnameleri ve işletme haklarının geri alınmasına, Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Yasanın 1 inci maddesinin Bakanlar Kuruluna verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca dört kararname çıkarılmıştır.

2172 sayılı Yasanın yayımlanmasından sonra, öncelikle demir, kömür ve bor tuzu sahalarının Devlet eliyle işletilmesi benimsenmiştir. Hazırlanan dört ayrı kararname ile hangi bölgelerdeki demir, kömür ve bor tuzu sahalarının Devlet eliyle işletileceği saptanmıştır. Bu amaçla demirle ilgili olarak 5 bölge, kömür için 11 bölge, bor tuzları içinse bir bölge seçilmiştir. Bu bölgeler Trakya dışında hemen tüm demir, kömür ve bor yataklarını kapsamaktadır. Bor Tuzlarının Etibank, Demir sahalarının Türkiye Demir Çelik İşletmeleri, Kömür ve Asfaltit sahalarını ise Türkiye Kömür İşletmeleri eliyle işletilmesine karar verilmiştir.

Takdir ve tespit işlemleri için komisyonlar kurulmuş, komisyon çalışmaları belirlenen bölgeleri kapsayacak şekilde Ekim 1979 tarihinde tamamlanmıştır. Adalet Partisi azınlık hükümetinin iş başına geldiği 12.11.1979 tarihine kadar, 117 demir sahasından 84’üne, 238 kömür sahasından 85’ine ve 16 bor tuzu sahasından 9’una el konulmuştur. Arama ruhsatlı sahalar, ödeme söz konusu olmadığından, yukarıdaki sayıların dışındadır. Devir alınan sahalar her üç maden türü için, rezerv ve üretim kapasitesi açısından en büyükleridir.

Bor Tuzları, Trona ve Asfaltit Madenleri ile Nükleer Enerji Hammaddelerinin İşletilmesini, Linyit ve Demir Sahalarının Bazılarının İadesini Düzenleyen 2840 sayılı Yasa, 13.6.1983 gün 18076 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Yasanın 1 inci maddesinde; Yasanın amacının 2172 sayılı Yasa ile kamu kuruluşlarına devredilen maden haklarının yeniden düzenlemek olduğu, 2 nci maddesinde de; Bor tuzları, uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesinin Devlet eliyle yapılacağı, bu madenler için 6309 sayılı Maden Yasası gereğince gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerine verilmiş olan ruhsatların iptal edildiği, kural altına alınmıştır.

2840 sayılı Yasa ile kısaca; Bor tuzu, uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesinin Devlet eliyle yapılacağı, Yasanın ekinde verilen listede bulunan Kömür ve Demir ruhsat sahalarının Kamu Kuruluşlarında kalacağı, listede ruhsat numarası bulunmayan sahaların ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına üç ay içinde müracaat edildiği takdirde eski sahiplerine iade edileceği, öngörülmüştür.

3213 sayılı Maden Yasasının genel gerekçesinde; 6309 sayılı Yasayla Türkiye’nin maden potansiyelinin atıl kalma durumuna kadar gerilediği, arama ve işletme safhasında potansiyeli bilinen 40-50 bin maden sahasından bu gün için yaklaşık 5 bin adedinin faal durumda olduğu, bu sebeplerle Yasanın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler de dikkate alınarak, madencilik faaliyetlerine hız, yön ve verimlilik getirilmesinin amaçlandığı, denilmiştir.

 

15.6.1985 gün 18785 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 3213 sayılı Maden Yasasının 2 nci maddesinin I-Enerji madenleri bölümünde; Maden kömürü (Asfaltit), Radyoaktif mineraller, (Uranyum, Toryum, Radyum, Niyop, Lantan, Neodyum, Praseodyum, Selenyum), III-Enerji madenleri bölümünde de, Bor tuzları ve Trona Maden Yasasına tabi madde olarak sayılmıştır. Yasanın 49 uncu maddesinde de; 2840 sayılı Yasa hükümlerinin saklı olduğu, 3213 sayılı Yasanın yürürlük tarihinden sonra bulunacak bor, trona ve asfaltit madenlerinin aranması ve işletilmesinin 3213 sayılı Yasa hükümlerine tabi bulunduğu, ihracatına ait usul ve esasların ise Bakanlar Kurulunca tespit edileceği, belirtilmiştir. Yasanın gerekçesinde, 2840 sayılı Yasanın yürürlükten kaldırılacağı denilmişse de, Yasama çalışmalarında bu ifade, 2840 sayılı Yasa hükümleri saklı kalmak şeklini almıştır.

3213 sayılı Maden Yasasında ve Bazı Yasalarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 5177 sayılı Yasa ile 3213 sayılı Yasada köklü değişiklikler yapılmıştır. Bor tuzları, Trona, Radyoaktif Mineraller (Uranyum Toryum, Radyum), Asfaltit Yasanın 2 nci maddesinde IV. Grup maden olarak sayılmıştır. Yasanın 24 üncü maddesinde; kamu kurumlarınca işletilen bor tuzu sahalarından, üretim yapılmaması durumunda diğer sahalardan alınan % 10 Devlet hakkının alınmayacağı, beş yıllık sürede mücbir sebepler ve beklenmeyen haller dışında üç yıldan fazla üretim yapılmayan ruhsatların teminatlarının irad kaydedilerek iptal edileceği hükmünün bu sahalara uygulanmayacağı, Ereğli Kömür Havzasındaki taşkömürü ve 2840 sayılı Bor Tuzları, Trona ve Asfaltit madenleri ile Nükleer Enerji Hammaddelerinin İşletilmesini, Linyit ve Demir Sahalarının Bazılarının İadesini Düzenleyen Yasada sayılı bor tuzu, toryum ve uranyum madenleri için 3213 sayılı Yasanın 24 üncü maddesindeki sürelerin uygulanmayacağı, 37 nci maddede; 2840 sayılı Yasada sayılan bor tuzu, toryum ve uranyum madenlerinin mücbir sebeplerle geçici tatil hükümleri dışında olduğu, 49 uncu maddede;  2840 sayılı Yasa hükümlerinin saklılığı, 5177 sayılı Yasanın yürürlük tarihinden önce bulunmuş ve sonra bulunacak bor madenlerinin aranması ve işletilmesinin 2840 sayılı Yasa hükümlerine tabi olduğu, bunların ihracatına ait usul ve esasların Bakanlar Kurulunca tespit edileceği, 50 inci maddede; 5177 sayılı Yasanın yürürlük tarihinden sonra toryum ve uranyum madenlerinin aranması ve işletilmesinin 3213 sayılı Yasanın 5177 sayılı Yasa ile değişik hükümlerine göre yürütüleceği, üretilen cevherin Devlete veya Bakanlar Kurulunun tespit edeceği yerlere satılacağı, Geçici 7 nci maddede; 10.6.1983 günlü ve 2840 sayılı Yasanın eki listedeki demir ruhsatlarının 24.11.1994 günlü ve 4046 sayılı Yasaya göre Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından özelleştirileceği, kuralları bulunmaktadır.

Kısa ve yalın bir anlatımla, 3213 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği, 15.6.1985 tarihinden sonra, Bor, Trona ve Asfaltit madenlerine özel sektör tarafından başvuru yapılabilecek, ruhsat alınabilecek, alınan ruhsatla da üretim gerçekleştirilebilecektir. Sadece, ihracat yapılması halinde, Bakanlar Kurulu ihracatın usul ve esaslarını, belirleyecektir. Radyoaktif minerallerde ise herhangi bir sınırlama ya da kısıtlama yoktur.

5177 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi ile Bor Tuzları tamamen Devlete geçmiş olup, özel sektöre bu maden kapatılmıştır. Yasanın 2 nci maddesinde Bor tuzları maden olarak sayılmakla beraber, 49 uncu madde çok açık olup, Bor Tuzları 2840 sayılı Yasa hükümlerine bırakılmaktadır ve bu ifadenin karşılığı da bu madenin Devlet eliyle işletileceğidir. Ancak, 3213 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra alınmış Bor tuzu ruhsatlarının 5177 sayılı Yasa ile nasıl Devlete intikalinin gerçekleşeceği konusunda intibak hükümlerine yer verilmemesi, büyük eksikliktir. Zira 3213 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra Bor Tuzu’na özel sektör tarafından başvuru yapılması ve ruhsat alınması olanaklı idi. 3213 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihte Bor Tuzu sahalarına olan kısıtlama, Toryum ve Uranyum ruhsatlarına 5177 sayılı Yasa ile getirilmektedir. Bu kısıtlama ise üretilen Toryum ve Uranyumun ya Devlete ya da Bakanlar Kurulunca tespit edilen yerlere satılmasıdır. Bunun haricinde günümüz Maden Yasasında herhangi bir maden ya da maden grubunda bir kısıtlama ya da yasaklama yoktur. Ancak, 3213 sayılı Yasanın 5177 sayılı Yasa ile değişik 14 üncü maddesinde kamu kurumlarına tanınan bir ayrıcalık vardır. Buna aşağıda değinilecektir.

Bor tuzu ve Radyoaktif mineraller stratejik özellikleri itibarıyla ve kamuoyunun bu konudaki hassasiyetiyle Devlet eliyle işletilmesi, pek tenkide maruz kalmasa da, 2172 sayılı Yasa döneminde özel sektörden alınan ve 2840 sayılı Yasa ile eski sahiplerine iade edilmeyen demir sahalarının, 5177 sayılı Yasanın geçici 7 nci maddesi uyarınca 4046 sayılı Yasaya göre Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bırakılarak özelleştirilmeleri konusunun Yasa hükmü haline getirilmesi, hakkaniyetle bağdaşmadığı gibi Hukuk Devleti ilkesine de uygun düşmemektedir. Madencilik camiasında 1978 yılında 2172 sayılı Yasa ile yapılan uygulama bu sektöre yatırım yapmayı büyük ölçüde engellediği gibi yatırım yapan madenciyi de gelecek açısından her zaman korkutmuştur. 3213 sayılı Yasa ile bu tedirginlik kısmen giderilmişse de 5177 sayılı Yasa ile eskiye dönüş yaşandığı, yadsınamaz bir gerçektir.

5177 sayılı Yasanın geçici 7 nci maddesiyle Devletçe İşletilecek Madenler kapsamında Devletleştirilen demir sahaları eski sahiplerine verilse idi. Madencilik camiası bunu çok olumlu karşılayacaktı. 2840 sayılı Yasa ile iade edilmeyen dört demir sahası bulunmaktadır. Bu sahalar Devletçe İşletilme gerekçesiyle sahiplerinden alınmıştır. 5177 sayılı Yasanın geçici 7 nci maddesi uyarınca da Devlet eliyle özelleştirilmektedir. Böyle bir düzenleme temel hukuk kurallarına açıkça aykırıdır ve Devlete olan güveni sarsmıştır. Kaldı ki, bu dört sahanın satışından elde edilecek gelir de kaybedilen güvenin hiçbir zaman karşılığı değildir.

5177 sayılı Yasanın bazı maddelerinde, Kamu kurumlarına öncelik ve ayrıcalık verilmekte ve bu durumun Devletleştirme gibi sonuçlar doğurduğu görülmektedir.

3213 sayılı Maden Yasasının 5177 sayılı Yasa ile değişik 14 üncü maddesinde; Kamu kurum ve kuruluşlarına yol, köprü, baraj, gölet, liman gibi projelerin inşasında kullanılacak yapı ve inşaat hammaddelerinin üretimi için Bakanlıkça ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına izin verileceği, üretim yapılacak yerlerde ruhsatlı alanlar var ise kamu kurumunun ihtiyacı olan üretimin madencilik faaliyetlerine engel olmayacak ve kaynak kaybına yol açmayacak şekilde yapılacağı, bu izinler çerçevesinde yapılacak üretimden Devlet hakkı alınmayacağı ve izinlerin proje süresini aşamayacağı, 5177 sayılı Yasanın intibakla ilgili geçici 1 inci maddesinde de; Yasanın yürürlük tarihiden itibaren yapılacak başvurulara süreler konurken, kamu kurum ve kuruluşlarının hammadde üretim izni almasının bu kısıtlamaya tabi olmadığı, hüküm altına alınmıştır.

3213 sayılı Maden Yasasının 5177 sayılı Yasa ile değişik 14 üncü maddesindeki kamu kurumlarına Hammadde Üretim İzin Belgesi (HÜİB) verilmesi istisnai kuralı, verilmiş maden ruhsatlarını hiçe saydığı gibi aynı Yasanın 16 ncı maddesinde bulunan, başvurularda öncelik hakkı esastır, kuralına da aykırılık teşkil etmektedir. 06.6.1317 (1901) Tarihli Taşocakları Nizamnamesinin 16’ncı maddesinde, kamu kurumlarına ve hükümete ait inşaatlar için gerekli malzemeyi Taşocağı ruhsat sahibinin bedeli karşılığında vereceği, bu bedelin adaletli olarak tespiti, adil olmaması halinde ise tarafsız olarak takdirinin yapılacağı kuralı bulunmaktadır. Görüleceği üzere 1901 tarihli düzenleme, 103 sene sonra yapılan Yasa kuralından çok daha demokratiktir ve ruhsat sahiplerinin haklarını gözetmiştir.

Uygulamada, kamu kurumu HÜİB almak için Bakanlığa başvuruda bulunmakta, başvuru üzerine yerinde inceleme yapılmakta, istenen yerin ruhsatlı olması hali dikkate alınmamakta, bu konuda kıstas sadece kamu kurumu tarafından yapılacak üretimin madencilik faaliyetlerine engel olmaması ve kaynak kaybına yol açmaması olarak değerlendirilmektedir. Bir kamu kurumunun bir başka kamu kurumuna karşı tavrı ile bir kamu kurumunun özel şahsa karşı tavrının ne olduğu ülkemizde bilinen bir gerçektir. Bakanlık tarafından genelde istenen alana HÜİB verilmektedir.

Kamu kurumlarının, kendilerine tanınan bu istisnai hakkın kullanılmasında gerekli özeni göstermemeleri halinde ise, Bakanlık, Maden Yasası yaptırımlarını uygulayacağı yerde, kamu kurumlarını Devlet aidiyeti içinde görmekte, sorumluluklarını yok saymakta ve sonucunda Yasa kuralları dışına çıkarak keyfi işlemler tesis edebilmektedir. Bunun en iyi örneği de idare tarafından, kamu kurumu adı ve hesabına çalışan taşeron firmaların ruhsat sahibi gibi muhatap alınıp, Maden Yasası yaptırımların bu kişilere uygulanmasıdır. Sonuç olarak, 5177 sayılı Yasa ile getirilen kamu kurumlarına HÜİB verilmesi Devletleştirmenin yeni bir uygulaması gibi sonuçlar doğurduğudur.